HOSGELDİNİZ BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM .·´¯`·»«** Hâ§rèt Rûzgâr£ârı **»«´¯`·. - Blogcu


.·´¯`·»«** Hâ§rèt Rûzgâr£ârı **»«´¯`·.

10/5/2008 - MÜNAFIK SIFATI SADECE MÜNAFIKLARDA MI VAR?

Kategori: makale

MÜNAFIK SIFATI SADECE MÜNAFIKLARDA MI VAR?
 89. Sayı
 Mayıs 2008
Münafık kimdir?
 

Münafık, görünüşte Müslüman, gerçekte kâfir olandır.
Münafık, fitne ve fesatla insanların arasını açandır.
Münafık, ikiyüzlü yaşayandır; içi başka, dışı başkadır.
Münafığın sermayesi, yalandır.

Zamanla münafıkların yüzü çoğaldı. Hatta çağdaş münafıklar, yüzsüzleşti. Bu sebeple, rahmetli Mehmed Akif dedemiz şöyle der:

“Ben, ikiyüzlülere çok kızıyordum ama şimdi çok yüzlüleri görünce, onlara kızgınlığım azaldı.”

Rahmetli, günümüzün yüzsüzlerini görseydi, herhalde çok yüzlülere de kızgınlığını da azaltırdı.

“Ya Ben de Münafıksam!”

Sahabe-i Kiram, Tevhid hakikatinde tavizsiz ve sabitkadem olmak hususunda büyük bir hassasiyet göstermişlerdir. Bu çok ince dikkatlerine rağmen, yine de durumlarından emin olmamışlar, nifaka düşmekten hep ürpererek çekinmişlerdir.

Mesela, Hz. Hanzale, bir gün, hem yolda yürüyor, hem de, “Hanzale münafık oldu!” cümlesini tekrarlayıp duruyordu. Karşılaştığı Hz. Ebubekir (ra) niçin böyle söylediğini sorunca da, şu çok ibretli cevabı veriyor:

“Resulullah ile birlikte olduğum zamanki halimi, O’ndan ayrılınca koruyamıyorum. Huzurunda bambaşka oluyorum ama, O’ndan ayrılınca o hali kaybediyorum.” Hz. Ebubekir, Hanzale’yi ancak Efendimiz’e götürerek ikna edebilmişti.

Hz. Ömer’in (ra) hassasiyeti daha da derindi. Efendimiz (sa), Ashab’tan birine bir teselli ayrıcalığı sunmak amacıyla, daima gizli tuttuğu münafıkları bildirmişti. Hz. Ömer, o zata yalvar yakar şu inanılamaz soruyu sordu:

“Allah aşkına söyle, Resulullah (sa) münafıklar arasında benim adımı da saydı mı?”

Hz. Ömer ki, “Benden sonra peygamber gelecek olsaydı, o Ömer olurdu” iltifatına mazhar olmuş bir sultandı… Ama buna rağmen, adının münafıklar arasında geçebileceği endişesinden kendisini kurtaramamıştı.

“İbnu Ebi Müleyke anlatır: ‘Bedir Savaşı’na katılmış Sahabeden otuz kadarına yetiştim. Hepsi de, kendi hesabına nifaktan korkuyorlar ve dinlerinde fitneye düşmekten kendilerini emniyette hissetmiyorlardı.”

Zira, İslam’a göre münafık kafirden daha kötüdür ve onlar Cehennem’in en aşağı derekesindedir. (Nisa Suresi,145; Buhari, İman 36; İ. Canan; Kütüb-i Sitte,16.cilt, s.95,)

Zira, Sahabe arasından da münafıklar, dinden dönenler çıkmıştı. Onlar ki, Müslümanların en hayırlısıydılar. Onlar içinden birileri bile, bu hazin duruma düşebildiyse, sonrakilerin, hele de bizlerin durumu ne olacaktır? Bu müthiş gerçek karşısında, kim kendisini iman bakımından garantide görebilir?

Sinsi ve Riyakâr

Münafık, gizli kâfirdir. Sinsi inançsızlığı aldatıcıdır. Tabii ki önce kendini aldatır, sonra da çevresindekileri… Oysaki Yüce Allah, birdir, tektir, eşsiz ve benzersizdir. Bu sebeple ortak istemez. Buyurur ki, “Ben ortakların şirkten en müstağni olanıyım. Kim bir amel yapar da, buna benden başkasını ortak yaparsa, onu ortağıyla baş başa bırakırım.” (Müslim, Zühd 46, a.g.e.)

Bir hadis-i kudside de Rabbimiz şöyle buyurur: “Benim hiçbir ortağa ihtiyacım yok. Kim amelini sadece benim için yaparsa, o amel benim nazarımda makbuldür.”

İnsan niçin ameline başka maksatlar karıştırır? Ya bir çıkar peşindedir; ya da gösteriş hevesindedir. Allah için ibadet yapıyormuş gibi görünüp, başkası için gösteri yapan, riyakârdır, ikiyüzlüdür.

Efendimiz, bunlar için şöyle buyurur: “Kimin dünyada iki yüzü varsa, kıyamet günü, ateşten iki dili olacaktır.” (Ebu Davud, Edeb 39, a.g.e.)

Bunlar, dünyalık kazanmak için dini kullanırlar. Yani, fani bir çam parçası uğruna, baki bir elması feda ederek, inanılmaz bir akılsızlık yaparlar. Bu çeşit münafıklar, bazen ticarette, bazen de siyasette boy gösterirler.

Bunların günahı çok büyüktür. Çünkü Allah için yapılması gerekeni, başkaları için yaparlar. Oysaki Allah gayurdur; hiçbir şeyi ortak olarak kabul etmez. Zira her şey, zaten O’nun eseri ve sanatıdır. Dolayısıyla, kendisinin yarattıklarıyla karıştırılması, ya da eşitlenmesi Rabbimiz’in asla affetmediği bir suçtur.

Efendimiz Münafıkları İdare Etti

Efendimiz’in döneminde, münafıklar sürekli düşmanlığı, kini, kanı kışkırttılar. En zor zamanlarda, Müslümanları birbirine düşürmeye, Efendimiz’den soğutmaya uğraştılar. Sinsice yaptıkları bu faaliyetleri fark edildiği zaman, yeminler ederek yaptıklarını inkâr ettiler. Haklarında ayetler indi; foyalarını bizzat Rabbimiz açığa çıkardı.

Ancak onlar müslümaların içindeydi. Efendimiz’e “Ey Allah’ın Elçisi” diye hitap ediyorlardı. Mü’minlerle birlikte namaz kılıyorlardı. Bu sebeple Efendimiz onların hep zahiri hallerini dikkate aldı. Sabırla, müsamaha ile ve hep af ile muamele etti. Çok zarar verenlerini öldürmek isteyenlere de müsaade etmedi ve “Ben, Muhammed arkadaşlarını öldürtüyor dedirtmem!” buyurdu.

Efendimiz’in bu husustaki ölçüsü çok açık ve kesindir: “Kim Allah’ı birlerse ve Allah’tan başka mabutları reddederse, Allah onun malını ve kanını haram kılar. (Samimi olup olmadığı) meselesi Allah’a aittir.” (Müslim, İman, 37, a.g.e.)

Bir defasında, Halid bin Velid (ra) Efendimiz’e şöyle dedi: “Diliyle söylediği kalbindekine hiç uymayan, fakat buna rağmen namaz kılan ne çok insan var!”

Güzeller Güzeli, Hz. Halid’e şu muhteşem cevabı verdi: “Ben, insanların kalplerini araştırmak ve karınlarını yarmakla emredilmedim.”

Efendimiz, Medine-i Münevvere’de münafıkları baskı altında tutmadı. Suçları zahir oldukça nasihat etti, tevbeye ve af dilemeye çağırdı.

Münafıkların reisi olan Abdullah ibnu Übeyy de bütün hile hurdasına rağmen Efendimiz’in müsamahasından yararlandı. Üstelik onunla bazı konularda istişare yaptı, fikrini aldı. Bir defasında, Müslümanlar artık dayanamaz hale gelip öldürülmesini gündeme getirdiler. Çok iyi bir Müslüman olan oğlu da, babasını öldürmek için Efendimiz’den izin ister. Çünkü onu başkası öldürürse iş kan davasına dönüşebilir diye düşünür. Ancak Efendimiz (sa) bu izni vermez. Gerekçesi çok ilginç ve ibretlidir:

“Hayır, biz onlara karşı daima hayırhah olacağız. O bizimle olduğu müddetçe, bizden sadece hüsn-ü kabul ve iyi muamele görecektir.”

Güzeller Güzeli, münafıklara karşı yumuşak ve müsamahalı davranarak, onların zararını azalttı. Ortaya çıkan yalanlarına bile ceza vermedi, onları tevbeye davet etti; afla karşıladı. Güzeller Güzeli, münafıklara bile acıdı ve onları kurtarmaya çalıştı. Herkese olduğu gibi, onlara da o engin gönlünü açtı. Böylece onların bütün kırıcı, yıkıcı ve entrikacı hallerine karşı muazzam bir sabır göstererek, kendi toplumunun içinde tuttu. Her şeye rağmen, onları cemaatinden koparmadı. Çünkü kopsalar, Mekkeli müşriklerin safına katılırlar ve düşman cepheyi açıktan destekleyip güçlendirirlerdi.

Resulullah (sa), münafıkların, etkili ve güçlü bir cemaat haline gelmelerini ihtiyatlı tedbirlerle önledi. Hatta bir fitne merkezi yapmak için yaptıkları mescidi yıktırdı. Böylece, faaliyetleri sınırlı kaldı. Reislerinin ölümünden sonra da, tamamen dağıldılar, eriyip kayboldular.
 

Münafıklaşmamak İçin…

Müslümanların içinde münafıklar hep vardı. Zor ve zayıf zamanlarda etkilerini artırıp, mü’minleri müşkil durumlara düşürdüler. Müslümanların saf, merhametli yüreklerinden ve bazen de cahilliklerinden yararlanarak çok zarar verdiler.

Ancak Müslümanlar, toplumlarındaki münafıklardan daha çok, kendi iç dünyalarındaki nifaktan zarar gördüler. Zira münafıklık, iman zayıflığından istifade ederek Müslüman’a sirayet eder. Bu suretle Müslüman’da münafıklık alametleri görülmeye başlanır.

Mesela, “Kendine itimat edilince, ihanet eder. Konuşunca, yalan söyler. Söz verir, sözünde durmaz.”

Resulullah (sa), şöyle buyurur: “Kimde bunlardan biri varsa, onu terk edinceye kadar, kendinde münafıklığa has bir haslet vardır.” Yani o Müslüman, münafıklara benzemiş olur. Nasıl bazı Müslümanlarda Müslüman olmayan sıfatlar bulunabilirse, başka din ve inanç irdeleyip, incelemeli ve inancına aykırı sıfatları ayıklayıp atmalıdır.

Ayrıca, bir Müslüman’da münafıklara mahsus sıfatları görünce, onu hemen inançsızlıkla itham etmemeli, o kötü huyundan kurtulmasına çalışmalı ve dua etmelidir. Bizzat kendisinde bu sıfatları fark eden de, hemen kurtulmak için harekete geçmelidir.

Allah İçin Münafığa Katlanmak

Müslüman, iman davasına hizmet için kâfire de, münafığa da sabırla katlanır, her eziyet ve işkenceye dayanır. Çünkü onun örneği, önderi, hakiki lideri Güzeller Güzeli’dir.

İşte o güzel insanlardan biri: Konyalı Hacı Veyiszade Mustafa Efendi…

Rahmetli Menderes, uzun bir aradan sonra İmam Hatip Okulları’nı açmış, milletin çocuklarına dinlerini öğrenme fırsatı vermiş. İlk açılan yedi okuldan biri de Konya’dadır. Bu mübarek âlim, hemen bu mektebe hoca olarak çağrılır. Tabii ki koşarak gider.

Ancak okulun müdürü, başka bir havadadır, adını koymak istemediğimiz bir yapıdadır. Bu Osmanlı hatırası âlime cephe alır, onu okulda görmek istemez. Bunun için de Hocaefendi’yi yıpratıp okuldan kaçırmaya çalışır.

Mesela, birinci dersini birinci kattaki bir sınıfa veriyorsa, ikinci dersini son kattaki bir sınıfa veriyor. Böylece Hocaefendi yorulsun da, dayanamayıp kaçsın ister. Ama Hocaefendi’yi yıldıramaz. O mübarek zat, nefes nefese de olsa derslerine yetişir ve asla şikâyet etmez.

Müdür, bununla da yetinmez, Hocaefendi hakkında çok olumsuz raporlar yazar. Onu, çağını anlayamamış, modern bilgileri veremeyen biri olarak tanımlar.

Bir gün, bu acı gerçekleri, oğlu, Hocaefendi’ye duyurur. Ve der ki, “Böylesine istenmediğiniz bir yerde artık olmamalısınız. Bu yaşınızda, bunca yorgunluğa değer mi?”

Hocaefendi, oğlunun sözlerine şu ibretli cevabı verir: “Evladım! Bunları ben de bilirim. Fakat bugüne kadar, yıllarca, okutacak talebe bulamadım. Bugün Allah bana talebe verdi. Yorgunluk oluyor diye vazgeçebilir miyim?

Efendimiz (sa) bir gün bile dinlenmedi. Hz. Hatice annemiz, “Çok yoruldun, biraz yat, dinlen” dediğinde, buyurdu ki: ‘Hatice, uyku zamanı geçti artık!’ Ben de kendime ilim adamı süsü verdiğime göre, Peygamberimi örnek almam lazım. Evet, bunlar beni talebe yetiştirmekten uzaklaştırmak isterler. Ancak ben, bahçıvan gibiyim. Bir talebenin yetişmesi için, bin münafıkın kahrını çekerim.
Yar için ağyara minnet ettiğim ayb eyleme
Bağıban bir gül için bin hare hizmetkâr olur.

Nasıl ki bir bahçıvan, bugün açar, yarın solar bir gül için, bin dikenin kahrını çekerse, ben de, seve seve münafık kahrı çekerim. Çünkü, ben de, dinimin ihyası için solmayan Cennet gülleri yetiştiriyorum. Vazifemi Peygamber mesleği olarak yapıyorum.”

O Güzeller Güzeli’nin çektikleri yanında bizimki ne ki!
VEHBİ VAKKASOĞLU

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/5/2008 - GÖNÜL FERMAN DİNLEMEZ Mİ?‏

Kategori: makale

Çoklarından işitmişiz: Gönül ferman dinlemez diye. Gerçekten dinlemez mi? Dersiniz.

 

Veya niçin dinlemez? Bunları hiç düşündüğünüz oldu mu? Sizlere çok değişik gelebilecek fikirlerle konu üzerinde duracağım.
İnsan binlerce duygulara sahip bir varlıktır. Beyin de faaliyet gösteren duyu organlarımız ve akıl olduğu gibi henüz keşfedilmemiş binlerce hislerimizin merkezi durumundaki önemli bir azamız vardır ki o da kalbimizdir.

 

 Akıl iyiyi kötüden ayırt edebilme melekesidir. Bunu zeka veya zekavet ile karıştırmamak gerekir. Akıl ise hakkı batıldan iyiyi kötüden ayırt edebilme kabiliyetidir.


Hisleriyle hareket etme kişiden kişiye değişebilir. Bir insan bütün hislerine göre hareket edebildiği gibi bazen kalbine de danışarak hareket ettiği de olabiliyor. Değişik durumlara ve işlere göre kişi farklı bir yol izleyebilir. Kadınlarda his hakim olur.

 

Ve hislerine göre hareket ederler. Yani akıllarına hiç danışmadıkları anlamına gelmesin, yani yapı itibarıyla hislerine göre hareket ederler.

 

 Tehlikeli olan insanları ve durumları sezebilirler. Erkekler de hislerden ziyade fikir hakimdir. Hadiseleri hislerinden çok aklına danışarak çözmek isterler. Buda erkeklerin hissiz olduğunu hislerine göre hiçbir zaman hareket etmezler anlamına gelmez.


Hislerin en galeyanda olduğu çağ gençlik çağıdır. Bu yaşlarda gençlik sadece hisleri dinler aklı dinleyemiyor. Hisleri aklına ve fikirlerine üstün geldiğinden hareketleri hislere göre yönlenmektedir. Yani akıl kabul etmediği halde hisleri hangi tarafa meylederse ve ağır basarsa genç o yöne kayar.

 

 Kendisinin değer mefhumları eğer hislerini dizgin altına almayıp serbest kılan ve bazen teşvik eden özelliklere sahipse bütün bütün yoldan çıkar ve artık zapt edilmez bir vaziyete gelebilir.


Hisler akıbeti görmekten uzaktır. Yani bağlandığı için sonu nereye varacağını fazla hesap edemez. Hislerin doruk nokta da olduğu bu çağlarda hisler nerde sükun buluyorsa veya nerede tatmin oluyorsa gençlik arada kendisine saadeti arar. Bu yaşlarda çizilen yollar ileri dönük olarak düşünüldüğü halde günübirlik fikirler şeklinde de ortaya çıkabilir.

 

Çünkü akla ve mantığa göre hareketler düzene sokulmadığından hislerin tatmin olmasıyla devam ettiği yolun sonu kendisine görünmeye başlıyor. Kendini kurtarma düşüncesi şiddetli bir arzu şeklinde kendini belli etmezse o yollarda düşe kalka devam ediyor. Ve sonunda gençlik tokadını yiyip bedbaht olanların sınıfına dahil oluyor.


Aslında konumuz “Gönül Niçin Ferman Dinlemiyor” şeklinde idi? Değişik şeyler anlatıldı şeklinde bir kanaat oluşmasın sizlerde. Çünkü buraya kadar ifade edilenlerden anlaşıldığı gibi bir insan da akıl ve mantığa hisler üstün gelip ağır bastığında aklın ve mantığın gereklerini yapamaz duruma geliyor.

 

Yani hisler mantığın kurallarını ve gerekçelerini ehemmiyetsiz bir duruma getiriyor veya diğer ifade ile iptal ettiriyor ve kişi artık aklı yerine kalbine ve hislerine göre hareket etmeye başlıyor. Ve o zaman da gönül ferman dinlemez duruma geliyor.


Burada akla gelen bir başka soru bir insan ferman dinlemeyip gönlüne göre mi hareket etsin? Evet bu dünya da bir insanın sevdiği ile beraber olması gayet normal karşılanabilir. Fakat bu eğer meşru yollarda değilse tavsiye edilmez. Ve edilemez. Sonu hicran ve ayrılıkla bitecek olan birisinin peşinden koşmak çok defa nafile olmaktadır. Hem sevilen çok defa kabul edememektedir.


Canab-ı Hakk insana sevginin merkezi olan kalbi kendi esma ve sıfatlarıyla kendisini tanıyıp sevmemiz için vermiş. İnsanlar onu su-i istimal ettiklerinden sonradan tokadını yemektedirler.

 

Çünkü kalbimiz Samed olan yani Hiçbir şeye muhtaç olmayan ve herkesin muhtaç olduğu Canab-ı Hakkın ayinesidir. Böyle bir kalbe hiçbir şeye kudreti yetmeyen ve daima fena ve fani damgası taşıyan bişrisi karşılık veremez. Sonra o sevdikleri firak yani ayrılıkla kendisine ayrılık acısını ve hüznünü ekerek göçüp gitmektedir.

Bir insan sevdiğinin devamlı beraber olacağını düşünerek sever. Eğer onun bir gün öleceğini ve kendisini bir gün bırakacağını ve hele bütün bütün toprak olacağını düşünse ona ciddi bağlanamaz.

 

Çünkü bu sevgiler ezeli ve ebedi bir maşukun yerini tutamamaktadır. Sevdiklerini zahiri ve geçici sebeplerden dolayı sevenler gerçek aşkı hissetmek isteyen kalp tarafından sürekli red edilmektedir.

 

Tabii bu kalbe bağlı olan insandaki diğer duygular gerçek gıdalarını ve manevi ihtiyaçlarını alamadıklarından sürekli bir arayış içine girerler. İnsan ruhu huzursuzluk içinde çalkalanıp bocalanır.


Evet fanilerin faniliğini gördükten sonra gönül o zaman ferman dinleyebilir. Yoksa hep bildiğini okur. Ferman dinleyebilmesi kuvvetli fikirlerle hislerinin etrafında ağlar kurulmasıyla mümkündür. Hisleri gemlendirebilme irade terbiyesi iledir.

 

 İradesine hakim olamayanlar hislerinin ve arzularının peşinden gitmekten kendilerini alıkoyamazlar. Her şeyi meşru sınırlar içinde mütala etmek düşüncesi hayatının gayesi olmalıdır.

 

Dünyaya geliş gayesinin idrakinde olan insanlar bu manaya uygun bir yoda olurlar. Sevdiklerimizi ebedi arkadaş olacağımız düşüncesiyle seversek firaklı olamayacak. Sonradan Allahın huzurunda kavuşacakları için ayrılık olmaz..



ŞÜKRAN DOLMA

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/5/2008 - cocuk gozuyle‏

Kategori: makale

Bazen insanları hafife almak için
"Çocuk gibisin, çocuk gibi davranıyorsun" denir ya.

Bu hikayeden sonra çocuk gözüyle bakmanın basit olmadığını anlıyor insan.


Babası İspanya'nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın.

Fırsat bulduğu her haftasonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi.


Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.

Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...

Çok üzülmüştü küçük kız...

Babasına söyledi bunu, o da

"Üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.


Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü.

Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu:


"Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?


Küçük kız babasına eğilerek, sessizce:


"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!....."

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/5/2008 - Günümüzün gençleri neden evlen(e)miyorlar?..

Kategori: makale

Günümüz gençleri neden evlen(e)miyorlar?
 
 
Hepimiz bir insan olarak çok büyük umutlarla severiz, evlenmek ve mutlu bir yuva kurmak isteriz. Kimi insanlar bunu başarabilir, bazıları da büyük hayal kırıklıklarına uğrar. Bu konuda büyük acılar yaşar.


Son dönemlerde umduğu gibi hayat kuranların sayısı maalesef azalıyor. Sevgilerinde, aşklarında veya evliliklerinde sorun yaşayanların sayısı ise giderek artıyor. Türkiye'nin son on beş-yirmi yıllık döneminde, yanlış evlilikler, boşanmalar, aile içi şiddet olayları başlı başına gündem oluşturacak kadar çok.


Öyle ki, televizyon haberlerinde, gazetelerde gün geçmiyor ki bu konularda felâket haberleri çıkmasın. Hem de üst üste. tekrar tekrar verildiği için, gençler bu tablodan ürker hale geldi.


Toplum nasıl bu hale geldi, neden evliliklerin çoğu sorunlu, neden boşanmalar arttı? Niye bu kadar çok yanlış evlilik var? Gençlerimiz niçin evlilik gibi kutsal bir müesseseye endişe ve korkuyla bakıyorlar? Onca güzel, bakımlı, okumuş kızlar neden yaşları 30'lara dayandığı halde evlenmiyor ve neden fidan gibi gençler evlilikten kaçıyor?


Çok değil bir kuşak öncesinde mutlu aileler, sorunsuz yuvalar büyük bir çoğunlukta iken, şimdi ne oldu da on beş-yirmi yıl içinde her şey tersine dönmeye başladı?


Yanlış ilişkiler, yanlış evlilikler, ayrılmalar, boşanmalar, ortada kalan çocuklar ve evlenemeyen gençler...
 
Bu katmerli yangın her tarafı sarmış durumda. Mutlaka yakınımıza, etrafımıza da geliyor alevler. Diyelim ki bizim ailemiz sorunsuz ama etrafımızda, akrabalarımızda veya komşularımızda olabiliyor.


Sözgelimi kardeşiniz, ağabeyiniz, ablanız, dayınız, halanız bu dertle mustarip olunca, onların dertleriyle meşgul olmak durumunda kalıyorsunuz. Ya da çok sevdiğiniz bir dostunuz, arkadaşınız böyle bir olayı yaşıyorsa, haliyle siz de huzursuz oluyorsunuz.


Daha da kötüsü, "Benim oğlum, benim kızım da böyle


kötü bir evlilik yapar mı?" diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Hatta belki, "Ya kızım evlenemezse, oğlum hep ömür boyu bekâr kalırsa?" diye endişe edip korku-yorsunuz.


Belki de, başınızda böyle bir olay var, uykularınız kaçıyor çocuklarınızın geleceğini düşündükçe…


Bu endişeler, korkular salgın bir hastalık gibi yaygın toplumumuzda. Bu yaşananlar gerçekten ülkemizde şiddeti daha da artan ve günden güne de yayılan sosyal bir olay. Bu konuda, birey ve toplum olarak etkilendiğimize göre, mutlaka bizlere ve devlete büyük görevler düşüyor.


Bu yangın daha fazla büyümeden mutlaka söndürülmeli, mutlaka herkes elinden gelen çabayı göstermeli. Yoksa bu dehşetli ateş hepimizi yakıp kavurmak üzere. Daha da önemlisi, yarınlarımızı, çocuklarımızı yok etmek üzere.


Sevenler, neden karı koca olamıyorlar?
 

Günümüzde bütün kolaylıklara ve yakınlaşmalara rağmen, olması gereken evlilikler gerçekleşmiyor, ilişkiler arkadaşlıktan öteye, yani evliliğe bir türlü gidemiyor. Başka bir tabirle, sevenler karı koca olamıyorlar. Günümüzde sevgililer çoğalırken, karı kocalar azalıyor.


Evlenemeyen kızlar, eskiden olduğu gibi kısmeti olmadığı, fiziksel kusuru bulunduğu veya yoksul olduğu için değil, genelde kısmetlerini evlenmeye ikna edemediği için ya da görüştüğü konuştuğu erkek, evlenmeye yanaşmadığı için evlenemiyorlar.


Bu durumda olan kızların yaşadığı duygusal psikoloji gerçekten içler acısı. Kimi kızlar travma geçiriyor, hayata küsüyor, kimisi psikolojik tedavi görüyor. Hemen hepsi, geleceğinden kaygı duyuyor, yarınından endişe ediyor. Hele '30 yaş' paniğine kapılanlar için hayat kâbus gibi. Ümitsizlik duygusu pranga gibi yapışıyor. Bunalımlar, stresler, kâbuslar peşlerini bırakmıyor.


Üniversiteyi başarıyla bitirmiş, iki dil bilen bir kız şunları söylüyor: "İyi eğitim aldık diye, farklı kriterlere sahip olduk. Okuma sürecinde farklı davranış biçimiyle şekillendiğimiz için hiçbir şeyi beğenmez ve seçim yapamaz olduk. Şimdi iyi eğitim alan ama 29 yaşında evde kalmış bir kızım."


Bu kızın söylediklerine benzer sözleri erkekler de söylüyor. Bir genç dostum, "Eğitim diye hayatımızı adadık. Eğitimi tamamladığımızda evlenme yaşımız geçiyor. Ben otuz yaşından sonra, ne zaman iş bulacağım da yuva kuracağım?" demişti.


Elbette her okuyan böyle düşünmüyor. Okuyan insanların hepsi suçu eğitime bağlamıyor. Ama bunun bir sebep olduğu da göz ardı edilmemeli.


Evlenme yaşı değişti


Günümüzde evliliğe hazır olmanın yaşı ve şartları değişti. Geçmişte 17-18 yaşını bulan kızlarla, askerliğini bitiren erkekler fazla zaman kaybetmeden evlendirilirdi. Ancak gerek ekonomik şartlardan, gerekse eğitim sürecinin uzunluğundan evlenme yaşının erkeklerde 30'a, kadınlarda 25'e kadar çıktığını görmekteyiz. Genel ortalama aşağı yukarı budur ama kimi yerlerde, özellikle büyük şehirlerde bu oranın da üstüne çıkıldığı görülür.


Bir erkeğin evlenmesi için gerekli olan şartların başında 'ekmeğini eline almak' gelir. Yani bir meslek sahibi olması, evini geçindirmek için işe girip düzenli bir gelir getirmesi gereklidir. Günümüzde eğitim daha önem kazandığı için, bir gencin okuması, üniversiteyi bitirmesi öncelik kazanmıştır. Bu süreçte, normal bir okul dönemi yaşayan kişilerin, hiç sınıf kaybı yaşamadan, üniversite sınavlarını hemen kazanıp yüksek öğrenimini bitirmesi, doktora yapması vs. derken yaşı 25-26'ya çıkarıyor. Ardından eğitim nedeniyle tecil edilen askerlik görevinin yapılması, iş bulunması gibi süreçler eklenince, bir erkeğin evlenmesinin önündeki engeller ancak 28-30 yaşlarında kalkmış oluyor.


Kızlarda ise bu süreç sadece birkaç yıl eksikle tamamla-nabiliyor. Onların da yaşları üniversiteyi bitirdiklerinde ortalama 25-26'yı buluyor. Bu nedenle Türkiye'de son yıllarda evlenme yaşı erkeklerde 30, kızlarda 25 oluyor.


Bu gerçeklerden yola çıkarak aslında gençlerin evlenmesinin önündeki en büyük engeller, başta eğitim, askerlik ve iş bulma şeklinde sıralayabiliriz.


Kızlar ve erkekler neden evlenemiyorlar?


Bahsettiğimiz şeyler evliliği etkiliyor ve bundan en çok kızlar zarar görüyor. Ama bunların yanı sıra günümüzde kadınların evlenememesi için o kadar çok neden var ki, saymakla bitmez. Güncel, modern ve moda gerekçeler, kızların evlenmemesi için ortaya çıkmış sanki.


Bazıları tarafından kadınlara sürekli telkin edilen ve kadınların hayatî önemle benimsedikleri "modaya uygun giyinme, güzelliğine önem verme, iş hayatına atılma, okumuş kız olma, tuttuğunu koparacak kadar kişilik sahibi olma, erkeklerden çekinmeme, onlarla rahat görüşme, iş yerinde yükselme" gibi hedefler, kadınların evlenme şansını artıracağı yerde, neredeyse o şansı alabildiğine azaltıyor.


Güncel ve moda gerekçeler, kızların hayatında gerçekten de belirleyici. Kariyerine uygun görmediği, sosyal statüsüne ve güzelliğine uygun bulmadığı için, filmlerdeki gibi erkek beklediği için, birisini sevip onu beklediği için, hep daha iyi kısmetim çıkar diye umduğu için, evlenmekten korktukları için, aileden kopmamak için, erkeklere güvenemediği için, feminist oldukları için, özgür yaşamak istediği için, rakipleri daha güçlü olduğu için, dindar erkek istemediği için, dindar erkek bulamadığı için, başörtülü olduğu için, güzel kızların evlenme şansı az olduğu için, burcuna uygun erkek bulamadığı için, elektrik alamadığı için, dengesiz olduğu için ve bunlar gibi sayılabilecek pek çok neden var.

 

Kızların çoğu burada sayılanların pek çoğunu günlük hayatta yaşıyor. Sözü edilen başlıkların her biri uzun uzun incelenebilecek, hakkında çok şeyler yazılabilecek konular. Aynı şeyler aşağı yukarı erkekler için de söz konusu tabii.


Fakat erkeklerin evlenememe sebebi, daha çok ekonomi ve güvensizlikle ilgili. Evlenecek kadar parası olmadığı için, kız tarafının istediği eşyaları denkleştiremediği için, kavuşamadığı aşklarına sadık oldukları için, başlık parası bulamadıkları için, fakir ama gururlu oldukları için, sevdiğini söyleyemediği için gibi gerekçeler de tabii ki sayılabilir.


Evlenmemek çözüm değil


Önceden evlilik problemleri bu kadar âlenî değildi. Aile arasında "kol kırılır yen içinde kalır" anlayışıyla kalan mahrem bir olaydı. Şimdi bir ailenin sadece problemi değil, her sırrı günümüzde açıkça bilini-yor. Medya, dizi film gibi etkenler evliliği şeffaf-laştırdı. Bu yüzden günü-müzün erkekleri evliliğin ne olduğunu, olası problemlerini ve bu problemlerin olma ihti-malinin yüksek oldu-ğunu bildiği için evlen-meye yanaşmıyor.


Erkekler evlenmeye niyetli olsa bile çoğu zaman söz veya nişan döneminde evlilikten vazgeçiyor. Gerek tanıdığı kızlarda gördüğü bazı huylar, hoşlanmadığı karakter biçimi, gerekse nişanlılık döneminde kızın ve ailesinin ekonomik baskılar uygulaması ve kaprisler yapması erkeği evliliğe karşı soğutuyor.


Günümüzde kimi kızlar da, ailelerde yaşanan problemler yüzünden evlilikte kötü günler yaşayacağı korkusu duymakta, bazıları bu yüzden evlenmemeyi bile düşünmektedir.


Çoğunluğu erkeklerde, azınlığı kızlarda olmak üzere evlenmemek fikri gelişmekte, bu anlayış medyanın da etkisiyle yaygınlaşmaya yüz tutmaktadır.


Gelecek kaygısı, "acaba geçinebilir miyim", "kötü bir evlilik yapar mıyım", "boşanır mıyım", "iyi bir eşe sahip olabilir miyim" soruları en çok günümüzde sorulmakta ve gençler bu endişelerle yaşamaktadır.


Evlilikten ürkmenin en yaygın olduğu dönemde yaşıyoruz. Bu yüzden gerek gençlerin, gerek ailelerin durumu gerçekten zor.


Kadın ve erkek birbirini tamamlar


Kadın, erkeğin yarısıdır. Birbirini tamamlayan bir bütündür. Her ikisi de, diğeri olmadan tamamlanamaz. Biri olmazsa diğeri eksiktir.


Allah kadın ve erkeği bu fıtrat üzere yaratmıştır. İki parçanın birleşmesi, bütünleşmesi ancak evlilikle mümkündür. Evlilik kadın ve erkeği birbiriyle tamamlar.


Her iki cinsten birinin, evlenmeden hayat sürdürmesi, hem kendi açısından, hem de toplum açısından zararlıdır.


Psikolojik ve fiziksel bütünlük sağlamanın yolu evliliktir. Böyle olunca insanlar rahata erer, huzurlu bir hayatı yaşar. İnsanlığa ve topluma hayırlı olur. Dinimiz bu yüzden evliliğe önem vermiş, tavsiye etmiştir. Evliliğe aracı olanlara da, ibadet sevabı verilmiştir.


Evlilik olayında kadının rolü çok önemlidir. Erkeğin eksikliğini tamamladığı gibi, onun hayatını yönlendirir, yuvayı kurar ve sağlıklı neslin yetişmesinde mimarlık eder.


Evlilikte kadın, erkeğin refika-i hayatıdır. Yani hayat arkadaşı. Bu arkadaşlığın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde devam etmesi ise kocasının kendisine bakış tarzına bağlıdır.


Bu bakış tarzı, evlilik öncesinde de önemlidir. Erkek evlenmek istediği kıza ve evlendikten sonra eşi olan kadına aynı doğrultuda bakmalıdır.


Erkek, kadının sadece fiziksel güzelliğine, dış görüntüsüne mi bakacak, yoksa bununla birlikte insani özelliklerini de değerlendirerek, kadının nezaketi, letafeti ve en önemlisi şefkati manasında iç yapısına mı bakacak?


Suret mi siret mi?


Çağımızın büyük alimlerinden Said Nursi, bu konuda şu tavsiyelerde bulunuyor:


"Hayat arkadaşını, İlahi Rahmet’in cana yakın, ince ruhlu, yumuşak, latif bir hediyesi olduğu için sev. Fakat çabuk bozulan görüntüsüne, maddî güzelliğine gönül bağlama."


Çünkü kadının gerçekte en çekici, en tatlı güzelliği, kadınlığa özgü bir incelik ve nezaket içindeki iç güzelliği, gönül zenginliğidir. En değerli ve en şirin güzelliği ise, yüksek, ciddi, samimi ve berrak şefkatidir. Bu şefkat ve iç güzelliği hayatının sonuna kadar devam eder.


Kadında asıl olan özellikler bunlardır. Günümüz gençleri bu yönü ele alarak değerlendirme yapmalılar. Böyle yaparlarsa, doğru seçimi daha kolay yaparlar.


Erkekler, kızlarda bu yönü tercih etmeliler. Kızlar da fıtratlarında var olan bu özelliklerini ön plana getirmeliler. Bu yapılabildiği zaman yaşanan sıkıntıların çoğu çözülür ve kurulan yuvalar saadet hanesi olur.


Bu bakış açısı kalıcı olandır. Çünkü kadının ihtiyacı olan sevgi gerçekte budur. Narin, şirin, tatlı ve ince yaratılışlı kadının dış görünüşü zamanla değişebilir ama iç yapısı, şefkat ve sevgi duygusu zamanla daha çok artar, hem kendini, hem de erkeği mutlu eder.


Kadının saygınlığı ve hukuku da, böyle bir muhabbetle korunur. Yoksa dış güzellik kaybolursa, sevgi de biterse, ne kadın ne de erkeğin mutlu olması zordur.


Kadın her haliyle güzeldir.


Hem suretiyle, hem de siretiyle.


(moral dergisi)

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/4/2008 - Günahlariniza en son ne zaman agladiniz?‏

Kategori: makale

Aglamali insan; göz pinarlari kuruyuncaya kadar aglamali... Yaptigi
hatalara, günahlara, yanlislara aglamali.

Bazen sevgiden bazen de hüzünden aglamali. Bazen sevgiliye kavusma ümidiyle
bazen de kavusamayacagi endisesiyle aglamali.

 

Hem aglamak erdemdir,kemâle
ermedir, iç huzuru bulmadir. Gözyasi yumusatir kalpleri, hem öyle bir
yumusatir ki, en sert kayalar gibi de olsa yüregi insanin, parçalanir
parçalanir ve kuma dönüsür.

Gözlerden süzülen yaslar kalplere; merhamet, sefkat ve huzur olarak iner.
Sevgililer Sevgilisi de, çogu zaman mübarek gözlerinden yaslar akitti;
ailesi için, ümmeti için, inanmayanlar için... O,bizlere de hep bunu tavsiye
buyurdu;

Aglayin diyordu. Çünkü O, insani hüsrana ugratacak isaretlerin basinda


‘GÖZYASININ KURUMASINI’ gösteriyordu.


Söyle buyuruyorlardi Efendiler Efendisi (sas):

 

“Dört sey insanda hüsran
alâmetidir: Gözün kurumasi (GÜNAHLARINA AGLAMAMAK), kalbin katilasmasi,tûl-i
emel (dünyada hiç ölmeyecekmis gibi planlar yapmak) ve dünyaya karsi hirs.”

Hüsran alameti olarak isaret buyurulan‘AGLAMA’ konusunda ne kadar hassasiz
acaba? Sahi en son günahlarimiz için ne zaman agladik?

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

islam bir dağ gibidir...Fırtına ne kadar kuvvetli eserse essin,ondan bir şey koparamaz... islama uymayan ince bir kavak gibidir...kuvvetli bir rüzgar onu söküp atar.... Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us<

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
feyzanur2000
hicretehli.blogcu
Nihat Hatipoğlu
Vehbi Vakkasoglu
hazanmevsimleri
sevgialemi
RADYO GÜL
cinarradyo
evliyam net
tv.izle
İSLAM VE KADIN
adnansensoy
ozelfm
gozyasi
firaset
ilahi100
harunyahya
sorularlaislamiyet
senaidemirci
Aydın Beyoğlu
allahyolunda
lalegulfm
Belgeseller
islammerkezi
Kuran
islamiresimgalerisi
siirseviyorum
anguzelblogg
berat.tv
sadeceresim
Zaman Gazetesi
Yeni Safak Gazetesi
Altınoluk Dergisi
Radyo Nur
sonsuzluk
Meltem tv canlı
islami site
sonbahardayim
audici
siiringozyaslari
ichliebedir
gaflettenkurtulus
sevgisizyasayamam
gonuldendamlalar
islamisite
risalet



Image hosting images

Kategoriler

  • DUA
  • guncel
  • ISLAM
  • makale
  • PASORTUSU
  • SIIR
  • YAZILARIM
  • birdirbir


  • Google
    o güllerin efendisi o günüller sultanı o resulü-kibriya

    Arkadaşlarım

    hilalhaber
    seciyorum
    vuslatgulu
    abc2
    verdetul
    hazin38
    teknikpcdersleri
    ozlemlehayat
    tubistubis
    hayalleringemisi
    won
    ahuozturk
    asligonca
    birdirbir
    fuadyusufoglu
    gonuldendamlalar
    GulSultan
    HazanMevsimleri
    NurulEnvar
    NuRuN
    Ozdemir
    SahadetGulu
    suudiden
    sazkomandosu
    syavuz
    vanarvas
    tullabunnur
    vedudsevgisi
    yolcugidiyor
    yenikonakligencc
    feyzanur2000
    ASELNUR
    mesale
    cennetulhuri
    igra
    bamtelim
    mevlana1
    Adriatic
    pelin85
    smge
    vezirhan
    1incitanem
    birseyvar
    omarfaruk1985
    annelerimiz
    hazanseli
    rindiseyda
    bahargunesi
    herneysem
    nurcuu
    sudenaz002
    habibesultan
    kuheylan47
    guldiyarindan
    istanbuls
    hamd
    busecegunler
    ebruli38
    kuzummmmm
    nehissettin
    adriaticmizah
    rufeydem
    Rahmetli645
    xsir
    yktgzl
    atlant
    mnelam1
    gizemlikiz333
    benibirbenbilirim
    fezzan
    benideanlayin
    siiringozyaslari
    ukbada
    ufukta1cizgi
    kdeniz17
    kizkalesim
    gercekcigenc
    kyksanalavm
    arsafa
    guzeldinimizislam
    yitikkiz
    guzellikk
    funfunda
    akgunkaya
    muratsahin123
    siyahpatya
    islamiresimgalerisi
    buselihayat
    alaska1
    sevgineydi
    ikikanat
    sadeceresim
    lalezarhobi
    mekkeli1
    webmasterkaynaklari
    kevserekanmak
    sonbahardayim
    sonyolcu38
    vuslatameftun
    sivist
    afresh
    romantizimm2
    insandenenmechul
    bizbize8100
    gaflettenkurtulus
    sevgisizyasayamam
    doymadimsana
    destebasi
    sevgipinari01
    siracmete
    ruhsaldr
    yaziruhu
    mgezer38